Genel Başkan Ayhan Çivi: Siyaset Yapmak İsteyenler Partilere Gitsinler

Haksen ve Büro Hak-Sen Genel Başkanı Ayhan Çivi, Haksen 3.Olağan Genel Kurulunda yaptığı konuşmada çarpıcı konulara değindi.

HAKSEN GENEL BAŞKANI AYHAN ÇİVİ’NİN 22 KASIM 2014 GÜNÜ HAKSEN GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİDİR.

Sayın Bakanım, Sayın Milletvekilim, Siyasal Partilerimizin ve sivil toplum örgütlerimizin çok değerli temsilcileri, Türkiye’nin dört bir yanından Tekirdağ’ dan, Elazığ’dan, Muş’ dan, Ağrı’ dan, Denizli’ den İzmir’ den, Samsun’ dan, Karadeniz’ den ve bütün bölgelerimizden bu güzel kutlu şölenimize teşrif eden bizleri bu düğünümüzde yalnız bırakmayan değerli mücadele arkadaşlarım. Hepinizi konfederasyon ve şahsım adına saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bu genel kurulumuzun; ülkemize, milletimize, kamu çalışanlarına, ülkemiz sendikacılığına ve tüm memurlara hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.

MÜCADELEMİZ, 3.5 MİLYON MEMURUN GELECEĞİNİ İLGİLENDİRİYOR.

Değerli arkadaşlar bu genel kurul konfederasyonumuzun lll. Olağan Genel Kuruludur. 2008 yılında birkaç kişiyle oluşturduğumuz bu kutlu mücadelemiz, her Genel Kurulumuzda yeni katılımlarla yeni arkadaşlarımızla yükselerek yücelerek devam ediyor. Bunun da böyle sürmesi gerekiyor. Zira bizim Genel Kurullarımızda kısır çekişmeler, hesaplar, kitaplar olmaz. Bizim Genel Kurullarımızda bütün arkadaşlarımız aldıkları sorumluluk gereği işyerlerinden, kurumlardan ve illerinden bize getirdikleri sıkıntıları sorunlar tartışılır. 2 gün boyunca bunlar üzerinde karşılıklı görüş alışverişinde bulunuruz ve ardından bundan sonra ki çalışma stratejilerimizi bu düşünceler üzerinden geliştiririz.

Genel Kurullar sadece mali hesapların, denetim raporunun, faaliyet raporunun oylandığı ve konuşulduğu kurullar değildir. Genel Kurullar gerçek anlamda sendika demokrasisinin yaşadığı, yaşatıldığı ve bundan sonra da yaşanacağı yerler olmalıdır. Biz bugüne kadar bu ilkemizden, azmimizden ve uygulamamızdan hiçbir şekilde sapmadık bundan sonrada sapmayacağız.
Zira, ülkemizin, kamu çalışanlarının böylesine bir sendika anlayışa dünden daha çok ihtiyacı var. Haksen’ in bundan sonra ortaya koyacağı performans sadece kendi üyelerini değil, 3.5 milyon kamu görevlisini de doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.

Çok olmak, her zaman haklı olmak anlamına gelmiyor. Çok olmak, her zaman cesur olmak anlamında gelmiyor. Çok olmak, her zaman akıllı almak anlamına da gelmiyor. Çok olmak sadece niceliksel ve sayısal bir veridir.

Değerli arkadaşlarım, önemli olan siz aldığınız görevleri 5 kişi de olsa 10 kişide olsa bunun vebalini taşıyabilmektedir. Aklınızı fikrinizi üyelerinizin çalışanların ülkenin sorunlarıyla yormaktır. Bizim aklımızda da fikrimizde de ülkemiz var milletimiz var kamu çalışanları var. Onun için bizim mücadelemiz bizden sonra yaşayacak nesiller açısından da örnek olacaktır. Biz bunu görmeyebiliriz biz bunu yaşamayabiliriz de ama mutlak suretle Türkiye’nin gelecekte bizden sonrada yaşayacak çocuklarımızın ülkemizdeki böyle bir sendikal anlayışa ihtiyaçları var. Biz onlara temiz ve dürüst bir miras bırakmak istiyoruz.

Bugün ülkemizde yerleşik egemen sendikalar var. 20 yıllık, 25 yıllık, artık yaşlanmış, ömrünü tamamlamış, artık sendika olmaktan ziyade siyasal partilerin ideolojilerinin egemen güçlerin yandaşı olmuş paydaşı olmuş sendikalar var. Bunları tek tek saymayacağım zaten kamu görevlilerinin bugün içinde bulunduğu durum, emeklisiyle beraber ortaya koyduğumuz rakamlar Türkiye’ de gerçekten sendika olmadığını, memur sendikacılığın hiç olmadığını apaçık gösteriyor değerli arkadaşlar.


MEMUR VE EMEKLİ MAAŞLARI 2013 YILININ DA GERİSİNE GÖTÜRÜLDÜ.

Bugün bir memur konfederasyonu 2012 yılında çıkan toplu sözleşme yasasıyla ki bunun büyük müjde olarak sundular. 2010 yılında referandum yapıldı ve bizlere, adete kamu görevlilerin kaderi değişecek bundan sonra oturacaksınız çatır çatır pazarlık yapacaksınız, dediler.

Efendim niye bizim verdiğimize razı oluyorsunuz bunu niye istemiyorsunuz dediklerinde o malum sendikaların yöneticileri dediler ki “Biz nikâhımızda bile bu kadar içten EVET demedik”.
Düşünebiliyor musunuz? Ve nitekim yasalar ortaya çıktığında aslında bu toplu sözleşme düzeninin, toplu görüşme düzeninden hiçbir farkının olmadığını kamu çalışanlarının yine tutsak olduğunu yine belirleyici olanının hükümet olduğunu hep beraber gördük.

Nitekim 2013 yılında yapılan toplu sözleşmelerde bu malum sendika hükümetle masaya oturdu e bunu davul zurnayla yaptı. Ancak masadan kalktığında büyük bir müjde verdi bize. Dedi ki “size 175 TL brüt artış aldım. Memur tarihinin en büyük artışıdır, bakın hepiniz çok rahat edeceksiniz hatta bu emeklilere daha çok yansıyacak”. Bizim her yıl 1 Ocak Geleneksel Yeni yıl eylemimiz vardır. 1 Ocak 2014’te yaptığımız eylemde “2014 e girmek istemiyoruz. 2014 bizim için mayınlı tarla tehlikeler var. 2014 yılı bizim için kayıp bir yıldır. Bize sıfır zam verin ama bizim ek ödemelerimizi emekliliğimize yansıtın, bunu taban aylığını yansıtın” dedik. . Eğer dedik, illa ki maaş artışı yapacaksanız Enflasyon artı refah payı verin başka bir şey istemiyoruz. Biz bunu yetkili memur sendikalarına da söyledik Hakem Kurulu Başkanına da söyledik. Neden bu matematikle bu kadar uğraşıyorsunuz gayet hesap basit. Verirsiniz o yıl ki Enflasyon artışını, ülke ne kadar zenginleşmiş milli gelir artış oranında büyümeyi eklersiniz ona. Zaten hesap kitap kendiliğinden ortaya çıkar. Kimse de buna itiraz etmez.

Ancak, bu kabul edilmedi ve bugün geldiğimiz nokta da ortalama kamu görevlisinin maaş artışı 6,76 dır. Biz bunun teknik hesabını yaptık. Şu anki Enflasyon 8,51’dir. 10 ayda kamu çalışanları yüzde 2 zarardadır. Yani bırakın 175 TL brütün net yansıması olan 123 TL’yi, 2013 yılındaki maaşımızdan da geriye düştük.

Dediler ki emekliler kazanacak, buna da baktık, evet taban aylığına yansımasından dolayı 175 TL’nin 2014 yılında emekli olan kamu görevlileri yaklaşık 5 000 TL kıdem tazminatını fazla aldılar. Emekli aylıkları da 146 TL arttı. Ancak bu artış enflasyon baz alarak yapılsaydı emeklilerimiz daha çok zam alacaklardı ve daha çok kıdem tazminatı alacaklardı. Şu anda maalesef kazanan hiçbir kamu çalışanı ve emeklisi değil, kazanan hükümet ve yetkili sendika olmuştur.
Böylesine bir düzende maalesef sendikacılık yapmaya çalışıyoruz. Türkiye de bu sendikal anlayış değişmediği sürece sendikalar öz eleştirisini yapmadığı sürece ve gerçekten de herkes kendi işini yapmadığı sürece biz daha bu kayıplarımızı bu salonda maalesef konuşmaya devam edeceğiz.
Şimdi kamu kurumlarına bakıyoruz arkadaşlar; İçlerinde hak hukuk arayanları tenzih ediyorum.
Daire Başkanları, Genel Müdürleri hepsi birer sendika temsilcisi gibi çalışıyor. Yani o sendikanın işyeri temsilcisi var aynı zamanda bir de işveren temsilcisi de var. Böylesine garip bir durum. Sendikacılarımıza bakıyoruz. Kamu görevlilerin gündeminden daha ziyade Türkiye’nin siyasal gündemiyle meşguller. Bu salonda çok değerli siyasetçilerimiz var benden sonra zaten çıkıp anlatacaklar. Biz esas kendi öz gündemimize dönmeliyiz. Ben onlara diyorum ki; kardeşim bürokratsan bürokratlığını yap. Yok sendikacılık yapmak istiyorsan yönetici görevinden ayrıl gel sendikacılık yap. Seninle her koşulda biz rekabet ederiz. Şu arkandakiler bir çeklisin senin. Sendikacılara da sesleniyorum siyaset yapacaksan partiler orada. Yok sendikacılık yapacaksan gel sendikal alanda çatır çatır rekabet edelim.

EK ÖDEMELER EMEKLİ AYLIĞINA DÂHİL EDİLMELİDİR.

Değerli arkadaşlar elbette ki; biz kendi çalışanlarımızın kendi üyelerimizin hak ve hukuku noktasında bütün bunları bilerek mücadelemize devam ediyoruz. Bugün Türkiye deki en önemli problem 3,5 Milyon kamu görevlisini ilgilendiriyor. Kamuda 2011 yılında denge tazminatı adı altında bir ek ödeme getirildi. Bu ek ödemeyle güya kurumlar arasında ücret adaleti sağlanacaktı. Bu da 500 TL ile 1000 küsur arasında değişiyor. Tamam güzel. Ancak bu ek ödemelerden ne gelir vergisi nede sosyal güvenlik pirimi kesiliyor. Adeta bu ek ödemeler kayıt dışı yapılıyor. Dolayısıyla da emekli olduğumuzda da bu ek ödemeler bizim ne kıdem tazminatımıza nede emekli aylığımıza dâhil edilmiyor. Bugün Türkiye de ortalama bir kamu görevlisi emekli olduğu zaman çalışırken aldığı aylığın %50’sini kaybediyor. Biz bunu söylüyoruz, gelin diyoruz tüm sendikalara. Bakın hepimiz bir gün emekli olacağız. Bugün Türkiye’de bir emekli ikinci bir iş bulmadan eğer aileden bir varlığı yoksa emekli olamıyor. Kamu görevlisi arkadaşlar emekli olduktan sonra bizlere ve çevresine müracaat ediyorlar. İş arıyorlar. Dolayısıyla en büyük problem budur biz bunu defalarca dile getirdik, yazılı taleplerimiz oldu. Maalesef herhangi bir olumlu geri bildirim alamadık.

Bunun üzerine de geçtiğimiz ay emekli olan bir arkadaşımız adına kuruma başvuru yaptık ve önümüzdeki hafta bu konuyu yargıya taşıyoruz arkadaşlar. Artık yargı karar verecek. Mademki sosyal güvenlik kurumu birleştirildi. Mademki statü farkı kaldırıldı. Bir işçimiz nasıl emekli olduğunda ona ödenen yol ücreti bile tazminatı ve maaşına dâhil ediliyorsa kamu çalışanları içinde bu yapılmalıdır. Tez elden bu ek ödemeler taban aylığına dâhil edilmelidir.

TÜM SÖZLEŞMELİ VE 4/C PERSONELE KADRO VERİLMELİDİR.

Türkiye de çalışma yaşamıyla ilgili ciddi statü farklılıkları var. Zaten 657 sayılı Yasa yamalı bohçaya dönmüş. Ek maddeler, geçici maddeler, geçici ek maddeler, hepimiz bunları biliyoruz. Bir kamu görevlisi bordrosunu eline aldığına muhasip olması gerekiyor. Maaşından ne kesilmiş ne artmış anlayamıyoruz arkadaşlar. Ciddi bir bordro kirliliği var. Zaten esas adaletsizliği yaratan da bu kirliliğin kendisi. Biz bu ücret sisteminin de basitleştirilmesini istiyoruz.

Bunun içinde baz alınması gereken kriterler; tahsil, unvan, kıdem, yaptığı görev ve iş riski olmalıdır. O zaman hangi kurumda çalışırsanız çalışın siz ücretini bilirisiniz aynı ücreti alırsınız hem de kurumlar arası geçişler olmaz. Şimdi Devlet Personel Başkanlığı kara kara bunu düşünüyor. Ben diyor bu kurumlar arası geçişe nasıl mani olurum. Biraz sonra değineceğim yeni bir taslak hazırlamışlar dolayısıyla kamuda ki gerek 4/C, gerek geçici işçi, gerekse sözleşmeli statülerin kaldırılması ve hepsinin kadrolu statü de bir araya toplanması gerekiyor.

MEMURLAR DAVA HARÇLARINDAN MUAF TUTULMALIDIR.

Biz artık her konuda yargıya başvurmak zorundaysak o zaman idarenin ne gereği var. Yani yasalar uygulanmayacaksa, kamu yöneticileri kendi keyfine göre kararlar alıp bize mahkemenin yolunu gösterecekse nerde kaldı hukuk Devleti. Biz kime güveneceğiz, kime inanacağız. Peki parası olan gidip hakkını arıyor parası olmayan de sesini kesip oturuyor. Bugün kamu görevlisinin dava açmasının maliyeti en az 2.000 TL’dir. En basit bir idari dava ile bunun temyiz aşamalarını düşündüğün zaman maliyet budur. Hangi kamu görevlisi bunun altından kalkabilir. Kamu idaresi bize karşı dava açtığı zaman dava masrafı ve harç almıyorsunuz. Hani hak aramakta eşitlik hani adalet biz derhal kamu görevlilerinde açacakları davalarında, dava harcından muaf tutulmasını istiyoruz. Davalarını kaybedenler kaybın bedelini ödesin elbette. Ancak daha dava açmadan ekonomik ve psikolojik engeller konuyor önümüze. Bunlar, Türkiye’de hak aramanın önündeki en büyük engellerdir.

MEMURUN İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ERTELENEMEZ.

Bugün Türkiye de iş sağlığı güvenliğini konuşuyoruz ve gerçekten de iş sağlığı güvenliğinin olmadığından da; Allah rahmet eylesin madencilerimizin, inşaatçılarımızın, daha pek çok haberdar olmadığımız emekçilerin can kaybıyla, sağlık kaybıyla, organ kaybıyla ve iş kaybıyla haberdar oluyoruz. Türkiye de 2012 yılında 6331 sayılı iş sağlığı güvenliği yasası çıktı. Ancak bu yasa tam manasıyla uygulanmıyor. Bu Yasaya göre iş yerindeki iş güvenliğini denetlemekle yükümlü iş güvenliği uzmanı işverenin maaşlı personeli olarak çalışıyor. Yani şimdi ben iş güvenliği uzmanı olarak bir gökdelen inşaatını denetlemekle sorumluyum. Ancak ben işverenle sözleşme yapıyorum. Diyor ki işveren, sana saat başı ücret veriyorum şimdi böyle bir düzen olur mu arkadaşlar. Ben nasıl denetleyeceğim, ben hangi cesaretle o işi durduracağım, eğer bir riski tespit etmişsem. Böyle bir şey olabilir mi? Dolayısıyla bu konunun da mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bizim burada ki önerimiz iş sağlığı güvenliği fonu oluşturmasıdır. İş güvenliği uzmanlarının, iş sağlığı uzmanlarının ücretlerinin bu fon altında güvence altında alınması gerekiyor. Şimdi hükümet bir tasarı gönderdi Meclise. Orada diyor ki, iş güvenliği uzmanı işten çıkartılırsa 1 yıllık tazminatını işveren ödeyecek. Bu neyi çözecek? Siz önce uzmanların güvenliği sağlayın, geçim güvenliğini sağlayın ondan sonra siz diğer işlere bakın.

Bakın kamuda da 1 Temmuz 2014 de İş Güvenliği Yasası yürürlüğe girecekti. Ancak Sayın Bendevi PALANDÖKEN seçim öncesi gitti sayın Başbakanı ikna etti. Efendim dedi biz buna hazır değiliz. Zira burada bütün kapıcılar dâhil tüm işyerleri bu kapsama giriyordu. Kamu görevlileri de bu kapsama giriyordu. Gitti, dedi ki biz hazır değiliz. Hâlbuki orada teşvik de var devlet bir süreliğine kendisi ödüyor iş güvenliği uzmanlığı ödeneğini. Dediler ki tamam biz bunu erteleyelim ve kamu kurumları da bunun içerisinde ertelemeye tabi tutuldu. Bunun hiçbir akla mantığa yatan tarafı yok. Tamam, esnafı ertelediniz kamu kurumlarını niye erteliyorsunuz. Kamu kurumları da mı hazır değil. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi 2016 da yürürlüğe girecek.

Bugün sağlık çalışanları da, adliye çalışanları da, acil afet çalışanların da pek çoğu meslek hastalıkları riski ile karşı karşıya. İş sağlığı illa düşüp öleceksin anlamına gelmiyor. İnsanların farkına varamadıkları, yıllar içerisinde oluşan ve insanları ölüme götüren, emeklilikten sonra mutsuz olmasına sebep olan pek çok hastalıklar var. Dolayısıyla iş güvenliği kanunun kamu kurumlarında 1 Ocak 2015’ten itibaren tekrar yürürlüğe girmesini talep ediyoruz.

YARGIDA SİVİLLEŞME İSTİYORUZ.

Diğer önemli bir konu hükümet yargı reformu ortaya çıkartıyor sürekli paketler üretiyor biri gidiyor biri geliyor. Ancak biz bakıyoruz 50 bin çalışanıyla ilgili, yargı hizmetlerini yürüten personelle ilgili hiç bir düzenleme yok. Yani yargı sadece hâkim ve savcılardan ibaret mi? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Bir mahkemenin kuruluşunda bile olması gereken görevliler sayılmış. Hâkim olacak, yazı işleri müdürü olacak, zabit kâtibi olacak, mübaşir olacak. Bu arkadaşlarımız üzerinde ciddi bir mobbing var, ciddi bir baskı var ve iş yoğunluğu altında eziliyorlar. Eğer siz gerçekten Türkiye’de demokratikleşme, sivilleşme istiyorsanız sivilleşmeye önce yargıdan başlayalım. Bakıyorsunuz Adalet Bakanlığına; Şube Müdürü Hâkim, Daire Başkanı Savcı, Genel Müdürü Hâkim yani karar verende onlar yöneten de onlar. Komisyonlarda personel alımlarıyla ilgili kararlar veriliyor ama sendika temsilcisi yok. Eğer gerçekten samimiyseniz buradan Sayın Adalet Bakanına da sesleniyorum. Bu düşüncelerinizde samimi ve kararlıysanız ve gerçekten Türkiye de sivilleşme istiyorsanız gelin hep beraber bunu yargıdan başlatalım.

EĞİTİMİN TEMELLERİYLE OYNANIYOR.

Bugün eğitimde bütün kesimler mutsuz. Yönetici kadroları darma durman ediliyor. Bütün okul müdürlerini, yöneticilerini görevden aldılar. Neden? Ortada somut bir suç yok, başka bir kanıt yok belge yok. Hayır, biz böyle yapacağız sistemi değiştireceğiz, diyorlar. Sistemi değiştirebilirsin ancak insanları niye değiştiriyorsunuz. Binlerce yönetici arkadaşlarımız sürdürdükleri görevlerdeki kazanılmış haklarından edildiler. Neymiş efendim okul müdürüne veli puan verecekmiş, öğretmen puan verecekmiş falan filan. İyi o zaman devlet memurları için de vatandaşlarla anket yapın bari. Bizim sicilimizi de vatandaş versin. Böyle saçma bir uygulama olamaz.

MEMURUN İŞ GÜVENCESİ KIRMIZI ÇİZGİMİZ.

Şu anda hükümetin gündeminde çok önemli bir tasarı var bunu da sizlerle paylaşıp izin isteyeceğim. Dün geçti benim elime. Bir ziyaretimizde bunun emarelerini de görmüştüm. Ancak somut olarak elime geçtiği için rahat konuşabiliyorum. 657 sayılı yasanın memurlara güvence getiren hükümleri var. En önemlisi de disiplin hükümleridir. Orada memur arkadaşlarımız yasalara aykırı bir fiil işlerinde ıslah edici aslında tembih edici bir takım düzenlemeler vardır.
Şimdi getirilmesi planlanan düzenleme tıpkı trafik para cezaları gibi arkadaşlar. Yani bir taraftan memurdan alıyorsun enflasyon farkı vermiyorsun gücü dayatıyorsun diğer taraftan da şaşı baktın yan bastın diye bize para cezası kesecekler. 657’deki disiplin hükümlerini almışlar karşılarına puanlar yazmışlar. Efendim göreve geç gelmek 15 puan, amirine itaatsizlik 20 puan işte işe bir gün gelmemek 30 puan. Bunları topladığınız da eğer 100 puanı aşarsanız memuriyetiniz bitiyor arkadaşlar
.
Sayın Milletvekilimiz burada ben kendileriyle de paylaşacağım. Gerçekten de bu kamu görevlileri açısından bir giyotindir. Bu kamu görevlilerinin tamamen köleleştirilmesidir. Bu kamu görevlilerinin tekleştirilmesidir. Sendikaların tekleştirilme projesinin aşamasıdır. Elbette bunu paylaşacağız kamuoyuyla tepkilerimizi ortaya koyacağız hukuki yollara da başvuracağız. Ama hiç kimsenin iş güvenliğini elinden alınmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Bugüne kadar bu uygulamalar yapılan bütün üyelerimiz adına açtığımız davaları çatır çatır kazanıyoruz ve arkadaşlarımız görevlerine dönüyorlar.

Beni sabırla dinlediğiniz için, bizimle beraber olduğunuz için, bu güzel günümüzü paylaştığınız için tüm konuklarımıza ve siz değerli arkadaşlarımıza bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.
Eklenme : 04 Aralık 2014

Bu habere ekli dosya bulunmamaktadır

Facebook'ta Paylaş
Adres : GMK Bulvarı 40/2 Kat 2 Maltepe / ANKARA - Telefon : (0312) 229 03 25 - ( - Faks : (0312) 229 03 26